SU, TOPRAK VE İKLİM, ANAÇİM’İN STRATEJİK GÜVENLİK ÜÇGENİDİR

 


SU, TOPRAK VE İKLİM, ANAÇİM’İN STRATEJİK GÜVENLİK ÜÇGENİDİR

Üretimin sürdürülebilirliği artık çevre değil güvenlik meselesidir.

Tarım artık yalnızca üretim meselesi değildir, bir ülkenin stratejik dayanıklılık meselesidir. Gıda arzının sürekliliği, fiyat istikrarı, kırsalın ayakta kalması ve şehirlerin sosyal huzuru, aynı temel üzerinde yükselir. O temel, su, toprak ve iklimdir. Bu üç başlık birlikte yönetilmediğinde, tarım politikası ne kadar iyi niyetli olursa olsun kırılgan kalır. Anadolu Çiftçi Meclisi, ANAÇİM, bu nedenle su, toprak ve iklimi bir çevre gündemi olarak değil, bir stratejik güvenlik üçgeni olarak ele alır. Çünkü üretimin sürdürülebilirliği, artık “doğayı koruyalım” çağrısının ötesinde, devlet kapasitesini ve toplumsal refahı koruma sorumluluğudur.

Su, tarımın nabzıdır. Suyun miktarı kadar, zamansal dağılımı ve erişilebilirliği belirleyicidir. Bir havzada yağış var gibi görünür, ancak kritik dönemde gelmediği için verim düşer. Başka bir bölgede sulama altyapısı yetersiz olduğu için su vardır ama tarlaya ulaşmaz. Yer altı su seviyelerinde düşüş, kısa vadede görünmez, fakat birkaç sezon içinde ürün desenini ve maliyet yapısını değiştirir. Su yönetimi sadece kuraklıkla mücadele değildir, suyun ölçümü, tahsisi, verimliliği ve ürün deseniyle uyumu birlikte tasarlanmalıdır. Bu tasarım yapılmadığında, tarım her yıl yeniden şansa bağlı hale gelir. Şansa bağlı tarım, güvenlik üretmez.

Toprak ise üretimin sessiz ama belirleyici sermayesidir. Toprak sağlığı bozulduğunda, verim sadece düşmez, maliyet artar, hastalık baskısı yükselir, su verimliliği azalır. Organik madde kaybı, sıkışma, erozyon ve tuzluluk gibi süreçler çoğu zaman yavaş ilerler, bu yüzden geç fark edilir. Ancak etkisi birikimli ve kalıcıdır. Üretici, daha fazla gübre kullanarak, daha çok sulayarak, daha yoğun ilaçlayarak kısa vadeli denge kurmaya çalışır, bu da maliyetleri yükseltir ve sistemi daha kırılgan hale getirir. Bu nedenle toprak sağlığı, verimliliğin değil, üretimin sürekliliğinin ana şartıdır. Toprağı korumayan bir sistem, gıdayı da koruyamaz.

İklim ise artık “mevsim” değildir, risk yönetimidir. Aşırı hava olayları, ani sıcaklık dalgaları, düzensiz yağış, dolu, fırtına, geç don ve uzun kurak dönemler, üretim planlarını sarsar. Daha da önemlisi, iklim değişkenliği sadece verimi değil, hastalık ve zararlıların yayılım alanını da değiştirir. Bir bölgede eskiden görülmeyen zararlılar görülür, hastalık baskısı sezon dışına taşar, mücadele maliyeti yükselir. Bu durum, tarımda rekabetçiliği de etkiler. İklim riskini yönetmeyen bir tarım, hem üretim maliyetini hem de gıda fiyatı oynaklığını artırır. Oynaklık arttığında, şehirdeki tüketici de kırsaldaki üretici de aynı anda baskı altında kalır.

Bu üç başlık birbirinden ayrı düşünülemez. Su zayıflarsa toprak yıpranır. Toprak bozulursa su verimsiz kullanılır. İklim sertleştikçe su ve toprak üzerindeki baskı artar. Bu nedenle ANAÇİM’in stratejik yaklaşımı, su, toprak ve iklimi tek bir risk haritası ve tek bir karar takvimi içinde yönetmektir. Burada kilit soru şudur. Hangi havzada risk büyüyor, ne kadar büyüyor, hangi eşiğe gelindiğinde müdahale zorunlu hale geliyor. Bu soruların yanıtı olmadan ulusal strateji, sahada karşılığı zayıf bir metin olarak kalır.

ANAÇİM’in “saha, veri, rapor, karar, uygulama, izleme” döngüsü bu nedenle kritik bir güvenlik mekanizmasıdır. Saha gözlemi, su erişimi, sulama kapasitesi, toprak yapısı, organik madde durumu, erozyon riski, ürün deseninin suyla uyumu, iklim kaynaklı zararlar, hastalık ve zararlı baskısı gibi göstergeleri standart formlarla kayıt altına alır. Veri doğrulanır, sınıflandırılır, risk bantlarına ayrılır. Bu risk bantları, karar takvimine bağlanır. Yani sorun çıktıktan sonra değil, sorun büyümeden önce aksiyon üreten bir yönetişim kurulur. Ardından uygulama sahaya iner ve izleme, müdahalenin gerçekten işe yarayıp yaramadığını ölçer. Bu ölçüm, bir sonraki dönemin tasarımını daha isabetli hale getirir.

Bu yaklaşımın en güçlü yanı, güvenlik kavramını soyut bir söylem olmaktan çıkarıp somut bir yönetişim standardına dönüştürmesidir. Üretici açısından güvenlik, suyun sürdürülebilir erişimi, toprağın verim gücünün korunması ve iklim riskine karşı üretimin sigortalanabilir hale gelmesidir. Kamu açısından güvenlik, gıda arzının kesintisizliği ve fiyat istikrarının daha yönetilebilir olmasıdır. Piyasa açısından güvenlik, öngörülebilir arz ve daha düşük şok riskidir. Toplum açısından güvenlik, gıdaya erişimin sürekliliği ve sosyal huzurun güçlenmesidir.

Elbette bu dönüşüm, tek bir kurumun tek başına yapabileceği bir iş değildir. Su yönetimi, tarım teşkilatı, yerel yönetimler, araştırma kurumları, kooperatifler, finans mekanizmaları ve özel sektör, aynı hedefe hizalanmalıdır. ANAÇİM burada bir koordinasyon aklı üretir. Sahayı bir masada toplar, veriyi ortak dilde üretir, çözümü paketler, sorumluluğu netleştirir, izlemeyi standartlaştırır. Çatışma üretmez, ortak zemin üretir. Gürültü üretmez, kanıt üretir.

Sonuç olarak su, toprak ve iklim, ANAÇİM’in stratejik güvenlik üçgenidir. Çünkü bu üç başlık yönetilmeden tarımsal üretim sürdürülebilir olmaz. Sürdürülebilir olmayan üretim ise sadece çevresel bir kayıp değildir, ekonomik istikrarı, toplumsal huzuru ve devletin kriz anındaki refleksini doğrudan etkileyen bir güvenlik riskidir. ANAÇİM’in hedefi, tarımı reaksiyonla değil öngörüyle yönetmektir. Su, toprak ve iklimi veriyle izleyen, riskle yöneten ve sahaya geri dönen bir sistem kurulduğunda, üretim güçlenir, güven büyür, ülkenin stratejik dayanıklılığı artar.


Yorum Gönder

0 Yorumlar