TARIM, BİR ÜLKENİN EN GÜÇLÜ SAVUNMA HATTIDIR
→ Gıda arzını güvenceye alan her sistem, kriz anında devletin refleksini güçlendirir.
Tarım, yalnızca üretim faaliyeti değildir, bir ülkenin stratejik dayanıklılık kapasitesidir. Savunma, yalnızca sınır hattında kurulmaz, sofrada, depoda, tarlada, su kaynağında ve lojistik koridorlarda kurulur. Çünkü kriz anlarında ilk baskı unsuru çoğu zaman enerji veya finans değildir, gıda ve su olur. Gıda arzı kesintiye uğradığında fiyat artışı sadece enflasyon değildir, aynı zamanda toplumsal psikolojide belirsizlik, tüketici davranışında panik, üretici tarafında motivasyon kaybı, kamu tarafında ise güven aşınmasıdır. Bu yüzden tarımı güçlü olan ülke, kriz anında sadece karnını doyurmaz, kamu düzenini ve sosyal istikrarı da korur.
Güçlü savunma hattı dediğimiz şey, saldırıyı karşılayan bir duvar değil, şokları emen bir sistemdir. Tarımda bu sistemin adı arz güvenliği, tedarik zinciri sürekliliği ve risk yönetimidir. Kuraklık, don, sel, hastalık, zararlı baskısı, gübre ve yem fiyatları, nakliye maliyetleri, finansmana erişim gibi çok sayıda değişken, aynı anda üretim kararını etkiler. Bu değişkenlerin herhangi biri yönetilemez hale geldiğinde gıda fiyatı sertleşir, ithalat baskısı artar, döviz ihtiyacı yükselir, piyasa dengesi kırılır. Bu nedenle tarım politikası, kısa vadeli müdahale diliyle değil, öngörülebilirlik ve planlama diliyle kurulmalıdır. Savunma hattı dediğimiz kavramın tarımdaki karşılığı, üretimden pazara uzanan bütün zinciri risklere karşı dayanıklı kılan kurumsal mimaridir.
Bir ülkenin tarımsal savunma hattı üç katmanda güçlenir. Birinci katman, üretim güvenliğidir. Toprak sağlığı, su verimliliği, iklim uyumlu çeşitler, doğru gübreleme ve koruma uygulamaları, mekanizasyon ve dijital izleme, verimliliği artırırken aynı zamanda kırılganlığı azaltır. İkinci katman, tedarik ve stok yönetimidir. Depolama, soğuk zincir, lisanslı depoculuk, ürün kabul standartları, bölgesel lojistik ağlar ve erken uyarı sistemleri, şokların fiyatlara aniden yansımasını yavaşlatır. Üçüncü katman ise pazar yönetişimidir. Üretici fiyatı ile tüketici fiyatı arasındaki makas, yalnızca aracılık tartışması değildir, çoğu zaman ölçülemeyen maliyetlerin, dağınık arzın ve zayıf sözleşmeli yapının sonucudur. Bu makası kalıcı biçimde daraltan şey, kayıtlı, izlenebilir, planlı ve sözleşmeli üretimle desteklenen pazar mimarisidir.
Burada kritik ayrım şudur. Tarımı savunma hattı yapmak, tarımı militarize etmek değildir, tarımı stratejik önceliklendirmektir. İstihbarat ne ise tarımda veri odur. Lojistik ne ise tarımda soğuk zincir ve depolama odur. Savunma sanayiinde tedarik güvenliği ne ise tarımda tohum, gübre, yem, enerji ve su güvenliği odur. Bu benzetmeler, konuyu dramatize etmek için değil, gerçeğin sistem mantığını göstermek içindir. Çünkü gıdaya erişimin kırıldığı her ortamda, siyasi tansiyon yükselir, toplumsal uzlaşı zayıflar, dış politika hareket alanı daralır. Tarım bu nedenle aynı zamanda diplomasi aracıdır. Fazla ürününüz varsa müzakere gücünüz artar, açığınız varsa bağımlılığınız artar.
Elbette karşı görüş de vardır. Bazıları, küresel ticaret ağlarının bu riskleri dengelediğini, ithalatın gerektiğinde açığı kapatacağını savunur. Bu yaklaşım belirli koşullarda kısa vadeli nefes aldırabilir. Ancak aynı anda birden fazla bölgede yaşanan iklim kaynaklı arz düşüşleri, lojistik darboğazlar veya fiyat şokları oluştuğunda, “piyasadan alırım” refleksi gecikir veya maliyeti katlanır. Bu nedenle ithalat, stratejinin kendisi değil, sadece belirli dönemlerde kullanılan bir enstrüman olabilir. Savunma hattı, dışarıdan alabilme kabiliyeti değil, içeride sürdürülebilir biçimde üretebilme ve yönetebilme kapasitesidir.
Bu perspektiften hareketle, sahaya dönük net bir yol haritası gerekir. Birinci adım, ürün bazlı ulusal denge yaklaşımının kurumsallaşmasıdır, hangi ürünün nerede, hangi su ve iklim koşulunda, hangi maliyetle üretileceği, hangi pazara hangi standartla gideceği şeffaf biçimde planlanmalıdır. İkinci adım, bölgesel risk haritalarıdır, su stresi, iklim riski, hastalık ve zararlı baskısı, girdi erişimi ve finansman kırılganlığı düzenli izlenmelidir. Üçüncü adım, üreticiyi tek başına bırakmayan kooperatif ve sözleşmeli pazar mimarisidir, pazarı görmeden üretim yaptıran sistemler, hem üreticiyi hem tüketiciyi kaybettirir. Dördüncü adım, tarım danışmanlığı ve eğitim kapasitesinin saha performansıyla ölçülen bir yapıya kavuşturulmasıdır, bilgi uygulamaya dönüşmüyorsa savunma hattı zayıf kalır. Beşinci adım, gıda güvenliği ve arz güvenliğini birlikte ele alan şeffaf veri ve iletişim standardıdır, güven boşluğu oluştuğunda en hızlı büyüyen şey spekülasyondur.
Sonuçta tarım, yalnızca tarlada büyüyen bir ürün değildir, devlet kapasitesinin sessiz göstergesidir. Güçlü tarım, güçlü ekonomi, güçlü toplum ve güçlü diplomasi demektir. Gıdayı güvenceye alan bir ülke, kriz anında paniğe değil çözüme yürür. Çünkü en güçlü savunma hattı, sınırda değil, sistemde kurulur. Tarım, bir ülkenin en güçlü savunma hattıdır.

0 Yorumlar